İçerik yayını

İçerik yayınları

Kullanıcı girişi

CAPTCHA
Diese Frage dient dazu festzustellen, ob Sie ein Mensch sind und um automatisierte SPAM-Beiträge zu verhindern.
2 + 14 =
Solve this simple math problem and enter the result. E.g. for 1+3, enter 4.

Alevilerden Çocuksu Beklentiler

Onur Öymen’in sözlerinden ve gelen tepkilerden sonra bir çok kişinin de tekrarladığı şöyle bir değerlendirme görülüyor: “Bu yaptığından dolayı Onur Öymen’e teşekkür etmeli. Bizim kırk yıldır yapamadığımızı yaptı. Aleviler böylece CHP’nin ne olduğunu anlarlar.”

Buradan da Alevilerin artık CHP destekçiliğinden vazgeçeceğini, CHP’ye kerhen de olsa destek veren kesimin küçüleceğini; böylece Askeri Bürokratik Oligarşi ve onun partisinin hareket alanının daralacağını bekliyorlar.
Bu çıkarsama ve beklentilere bağlı olarak da bütün çabalarını, Öymen örneğinden hareketle CHP’nin nasıl bir parti olduğu konusunda yoğunlaştırıp, Alevilere, “bakın hala da CHP’nin özünü göremez ve onu desteklemeye devam ederseniz, sonra başınıza geleceklerin ve Türkiye’deki demokratikleşmenin başarısız kalmasının suçlusu siz olursunuz” diyorlar veya dedikleri özünde buraya varıyor.
İnternetteki, sol, liberal ve hatta bir sürü sosyalist sitede de ve sanki “sağduyu”nun son sözüymüş gibi görünen bu tavır ve beklentiler hem sosyolojik olarak hem de politik olarak yanlıştır.
Bu tavır, partiler ve onları destekleyen kesimlerin ilişkisini sosyolojik olarak son derece basit, mekanik ve çocuksu değerlendirmekle kalmaz, politik olarak da Alevileri bizzat bu tavırlarıyla CHP’ye mahkum ederler.
Nasıl ve niçin? Bunu açıklamayı deneyelim.
*
Partiler ve onları destekleyen toplumsal sınıfların, grupların, öznelerin ilişkisi sanıldığından çok daha karmaşıktır ve örgütlerin gerçek yüzünü bilip bilmemeyle ilgili değildir. Bunu İşçi hareketinin tarihinden bir örnekle somutlayalım.
Bilinir ya da artık pek bilinmez, gerek Sosyal Demokrat partiler gerek çoğunun adı Komünist olan Stalinist partiler sadece ideolojileriyle, programlarıyla ve politikalarıyla değil; söylemleriyle bile çelişen somut politik dönüşleriyle de her zaman işçilere ihanet etmişlerdir. Aslında onlar işçilerin değil, bir işçi bürokrasisinin devlet ve sendika bürokrasisinin veya burjuva sosyalizminin partileriydiler.
Onlar karşısında bir sürü küçük sol grup, işçilerin onların gerçek niteliğini bilmediği varsayımından yola çıkarak, şimdi tıpkı Aleviler ve CHP ilişkisinde olduğu gibi, bu gerçeklerin anlatılmasının ve işçiler tarafından bilinmesinin, sonunda işçilerin bu partilerden yüz çevireceği gibi bir beklenti içinde olmuşlar ve bütün ajitasyon ve propaganda çalışmalarını bunun üzerine yoğunlaştırmışlardır.
Ne var ki, bu beklenti hiç bir zaman gerçekleşmemiştir. Hatta bu rejimler yıkılmış, o Stalinist partiler Sosyal demokrat partilere dönüşmüştür ama yine de işçilerin hala önemli bir bölümü bu partilere destek vermeye devam etmişlerdir.
Neden? Niçin, bu anlayışa göre şeyler davranmaları gerektiği gibi davranmamaktadır?
Çünkü bu değerlendirmeler, örgütler, partiler ve onları destekleyenlerin ilişkisini son derece mekanik, yüzeysel, basit olarak ele alırlar; diyalektik değildirler. Her şeyden önce idealisttirler, yani varlığın düşünceyi değil; düşüncenin varlığı belirlediği gibi bir anlayışın ifadesidirler. Ama bunan yanı sıra, insanların tavırlarını akli argümanların belirlediği gibi burjuva rasyonalizminin anlayışına dayanırlar.
Birincisi, bir zamanlar Sartre’ın Cezayir savaşı karşısında suskunluklarıyla onay veren Fransızlar için dediği gibi, aslında “herkes her şeyi biliyor”dur.
Sanılır mı ki o işçiler Sosyal Demokrat ve Stalinist patilerin ne olduğunu veya şimdi örneğin Aleviler CHP’nin ne olduğunu bilmiyorlar. Hayır, biliyorlardı ve biliyorlar. Sorun bilip bilmeme sorunu değildir.
İşçilerin ya da Alevilerin tavırları olgular ve çıkarsamalara ilişkin argümanlarla değiştirilemez. Akli argümanların sınıfların veya toplumsal güçlerin tavrını değiştireceği, burjuva rasyonalizminin bir ifadesidir.
Marksizm ise, insan çıkarlarına aykırı ise, matematik aksiyomların bile tartışma konusu olacağını söyler. Yani diğer bir anlamıyla düşünceyi belirleyen varlıktır der.
Peki, bile bile niye ladestir. Niçin işçiler Stalinist ve Sosyal Demokrat Partileri, Aleviler CHP’yi desteklemeye devam etmişlerdir? Bunun bir izahı olmalıdır?
Çünkü bütün bürokratik yapılarına, ihanet çizgilerine rağmen o örgütler işe yarar bir silahtırlar ve gereğinde savunma için kullanılabilirler.
Radikal sol örgütler, küçük gruplar, birer küçük çakı gibidirler. Hele örgütsüzlük, silahsızlıkla eşittir. Ama büyük partiler, sendikalar, her şeye rağmen köpekler saldırdığında belki onları yok etmezler ama uzak tutmaya yarayan kocaman ve kalın sopalar gibidirler. O kalın sopaların yerine koyacak iyi bir kılıç veya tabanca veya daha etkili bir silah olmadıkça, sopayı atıp bir küçük çakılarla veya en küçük bir savunma silahından yoksun olarak ortada “tığ-ü teber şah-ı merdan” kalmak istemez büyük toplumsal gruplar. Aslında sezişleri ve içgüdüleriyle, kendilerini rasyonel davranmaya ikna için rasyonel argümanlar getirenlerden çok daha rasyonel davranırlar.
Aslında bu davranışın başka bir biçimi bizzat kadınlarda da görülür. Her gün milyarlarca kadın bizzat erkekler tarafından ezilmektedir. Bütün kadınlar nasıl ezildiklerini bilirler aslında; içgüdüsel olarak ve kişisel düzeyde bu ezilmeye karşı cinsler arası savaş gibi görünen bir savaş da yürütürler. Ve bu savaşta tek tek kadınlar olarak isyan ettikleri takdirde ezileceklerini iyi bilip sezdiklerinden, bizzat kendilerini ezen erkek cinsinden birini kendilerine koruyucu yaparlar. (Ya da sosyal olarak bir kadın olmaktan çıkarlar, bir yaşlı, bir anne, bir rahibe vs. olurlar.) Ancak yine kendisini ezen bir erkeğin koruyuculuğu altında toplumda tamamen silahsız ve savunmasız olmaktan kurtulurlar. Bir bakıma İşçilerin Sosyal Demokrat ve Komünist partiler ve sarı sendikalarla, Alevilerin CHP ile yaptığına benzer bu yaptıkları.
Ezilenler, kendilerine karşı kullanılan silahları, tıpkı uzak doğunun karşı tarafın gücünü ona karşı kullanmaya dayanan sporları gibi (ki bu sporların kaynağında da ezilenlerin direnişi vardır.) düşmanlarına karşı çok etkili olmasa da kullanmaya çalışırlar.
Benzer bir örnek politik İslam’dan verilebilir. Başörtüsü erkek egemenliğinin bir sembolü, bir aracıyken, kadınlar onu evden çıkıp modern hayata girmenin, sokağa çıkmanın, çalışmanın ve böylece ekonomik bağımsızlığı kazanmanın ev zindanından çıkışın bir aracı, bir kurşun geçirmez hamaylısı yaparlar.
Ezilenlerin binlerce yıldan beri gelişmiş sezgileri ve eğilimleriyle yürüttükleri bu mücadeleleri ancak burjuva rasyonalizminin veya pozitivizmin yol açtığı hafıza kaybına uğramış Kemalistler, Stalinistler, sosyal demokratlar anlayamazlar.
*
Özetle, Alevilerin bu Onur Öymen ve Dersim skandalından sonra olsun CHP’den uzaklaşmalarını beklemek sosyolojik olarak olguların mekanik bir değerlendirmesine dayanan yanlış bir beklenti veya öngörüdür.
Ama böyle bir beklentiye yönelik olarak gerçeği açıklama ve ayrılmaya ikna çabalarına girmek ve bunu politik eylemin merkezine almak, politik olarak daha büyük bir yanlıştır.
Bu olay vesilesiyle sol, aslında liberallerden ve liberal soldan farklı, radikal demokrat bir politika uygulamak istiyorduysa, bütün oklarını AKP’nin Kürt açılımını PKK ve DTP gibi bir laik ve demokrat bir örgütü tecrit etmeye yönelik olarak, ne laik ne de demokrat olmayan Barzani’ye dayandırmasına, argümanlarını İslam kardeşliğinden getirmesine; “Kürt Açılımı”nın yanı sıra gerçek bir laiklik açılımı yapmamasına, hatta aksine verili durumu istemem yan cebime koy diyerek ebedileştirmesine ve böylece Alevileri CHP’ye ve Askeri Bürokratik Oligarşinin kerhen de olsa destekçiliğine mahkum etmesine yöneltmeliydi.
Ancak böyle davranan radikal demokrat bir duruş ya da akım ya da hareket uzun vadede Alevlileri ve şehir orta sınıflarını da demokratik saflara çekebilirdi ve AKP’ye soldan baskı yapıp bir yan ürün olarak “açılımın” daha ileri bir ortalamaya gidişine yol açabilirdi.
Ama tam da böyle davranılmadığı için yani aslında bütün oklar “niye hala CHP’yi destekliyorsunuz” diye Alevilere yöneltildiği için, sonuç beklenenin tam da tersi olacaktır. Aleviler CHP’yi terk etmemekle kalmayacak CHP içinde de dünden daha boynu bükük ve ezik kalacaklardır.
Çünkü CHP’nin yerine koyabilecekleri başka bir silahları yoktur politik Sünni İslam’ın gücü karşısında.
Bu gidişin sembolik ifadesi şimdiden Kılıçdaroğlu’nun akıbetinde görülüyor. Başlangıçta biraz da çevrenin zorlamasıyla, “gereğini yapmak” gibi her anlama gelecek bir kavramla  Öymen’i istifaya çağırmıştı. Ama Öymen istifa etmeyip aksine Baykal’ın desteğini alınca, Kılıçdaroğlu’nun istifa etmesi gerekirdi. Ama edemezdi ve edemeyecektir. Ama istifa etse de bitecekti gerçi ama şimdi istifa etmeden bitmiştır. Ayrılamazdı çünkü yerine koyacağı, aynı işlevi görebilecek bir alternatifi yoktur.
Aslında Deniz Baykal kendisine ilerde rakip olacağı düşünülen veya böyle bir beklenti içinde olunan bir potansiyel muhalifinden de kurtulup kendi pozisyonunu güçlendirmiş olarak çıkmıştır bu durumdan. Özetle bu fırtına sonucunda Alevilerin değil, Baykal’ın konumu güçlenecektir ve güçlenmektedir.
Ama Alevilere değil, Alevileri CHP’ye mahkum eden, AKP’nin demokratik olmayan karakterine vurgu yapan, onun demokrat olmadığını; Askeri Bürokratik oligarşiye karşı tutarlı bir mücadele yürütmediğini ve onu böylece güçlendirdiğini söyleyen ve vuruş yönünü buraya yapan bir radikal demokrat muhalefet olsaydı; örneğin DTP böyle bir vuruş yönü izleseydi, kısa vadede olmasa bile, uzun vadede Aleviler onu etkili bir silah olarak görebilirlerdi ve Kürtlerin ve Alevilerin demokratik özlemlerini aynı potaya akıtacak bir kanal açılabilirdi.
Türkiye’deki muhalefetin en büyük sıkıntısı radikal demokrat bir çizginin bulunmamasıdır.
Sosyalistler 19. yüzyılda ve en azından 20. yüzyılın başlarında bu görevi görürlerdi. Şimdi ise sosyalistler ya liberal muhalefetin destekçisi ya da ulusalcılığın. En büyük eksiklik buradadır.
Politik olarak Kürt özgürlük hareketi bir ölçüde bu yönde eğilim gösteriyorsa da hem Kürt burjuvazisiyle kopamadığı ve kopamayacağı için; hem de kültürel sınırlılıkları nedeniyle Kürt ve Kürdistan gettosunun dışına çıkamıyor.
Bu açığı, “Çatı Partisi” girişimlerinde olduğu gibi, liberal veya utangaç ulusalcı, demokratik görevlerden eşitlikçi veya anti emperyalist bir söylemi öne çıkararak kaçan ekonomist sosyalistlerin, örgütsel desteğiyle kapamaya kalkmak ise hiç bir sonuç vermez ve uzun vadeli, ideolojik ve politik bir sorunu örgütsel ve teknik bir sorun olarak ele almaktan başka bir anlama gelmez.
Politik mücadeleyi herkese mavi boncuk dağıtma sanatı sananlar bir süre sonra hiç kimseye yaranamadıklarını ve güven veremediklerini görürler. Herkese yaranmak isteyen kimseye yaranamaz. Politikada birilerini kaybetmeden birilerini kazanamazsınız, sorun kimleri kaybetmeyi dolayısıyla kazanmayı göze aldığınız ve istediğinizle ilgilidir.
*
AKP’nin duruşuyla ilgili somut bir örnek vermeden bu yazıya son vermeyelim.
Yeni Şafak yazarı ve Politik İslam’ın “kanat önder”lerinden biri olan, yani Müslüman burjuvazinin eğilimlerini en tam ve açık biçimde ifade edenlerden biri olan Fehmi Koru da bugünkü yazısını bu konuya ayırmış.
Bu günkü “Düşmanlar Çatlasın” başlıklı yazısını örnek olarak olduğu gibi aktaralım ve Alevilerin nasıl köşeye sıkıştırıldığını görelim.
“Dersim konusu açıldığından beri patlayan tepkiler üzerine CHP'de çatlak bekleyenler avuçlarını yalamak zorunda: Ülkemizin en eski ve hâlâ en uzun süreyle iktidarda kalmış olan (1923-1950) partisi her zamankinden daha iç disiplinini korur hale geldi. İnanmayan dünkü gazeteleri açıp beşuş çehreli liderlerin fotoğraflarına bakabilir. Yalnızca Genel Başkan Deniz Baykal ile Yardımcısı Onur Öymen yanyana girmemiş CHP Grup Toplantısı'na, Genel Sayman Mustafa Özyürek de onlarla birlikte yürümüş...
Üçlü, bütün fotoğraflarda, olağanüstü neşeli, ağzı kulaklarında bir görüntü veriyor...
Gerçekten CHP'de çatlak bekleyen CHP-karşıtlarını hayal kırıklığına uğratacak bir durum bu... Sadece onları değil, her seçimde gönül rahatlığıyla CHP'ye oy kullanmak üzere sandık başına giden önemli bir kesim de büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor olmalı. 'Dersim' dendiğinde ciğerlerinden yanık kokusu gelen, Dedeler himmetiyle hareket etmeye alışmış, CHP yönetimine umut bağlamış milyonlarca insan ne yapacağını şaşırmışsa, bunu anlayışla karşılamak gerekiyor.
Nasıl olsa şaşkınlıkları uzun sürmez; daha önceki hayal kırıklıklarından sonra yaptıkları gibi olanı sineye çeker ve bir dahaki seçimde sandık başına gittiklerinde elleri yine altı oklu CHP pusulasından şaşmaz. Ne yani, oylarını Tayyip Erdoğan'ın Ak Parti'sine mi verecekler?
Onur Öymen'in her türlü ölçüye uymayan sözlerinden alınmaları beklenenler, Türkiye'de varolan sistemin kendilerini dışladığına inanıyorlar (abç). Kırsalda yaşarken fazla önemsemedikleri eşitlikçi olmayan uygulamalar kentleşmeyle birlikte onlar için sorun teşkil etmeye başladı: Devam ettikleri cemevlerine 'ibadethane' statüsü tanınmıyor, Diyanet İşleri Başkanlığı kendilerini temsil etmiyor, zorunlu din derslerinde çocuklarına inanç esasları anlatılmıyor...
Bunların hiçbirisinin sorumlusu oylarını esirgedikleri politik çizgi değil, bunu iyi biliyorlar. Diyanet, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın sınırlarını belirlediği 'lâiklik' anlayışının bir sonucu; Diyanet İşleri Başkanlığı'nın lağvedilmesini istemeyi parti kapatmayla sonuçlanacak bir siyasi suç sayan maddeyi anayasaya koyan ise askerler... Din derslerini zorunlu kılan da askeri yönetimler...
Varolan düzenden ve yanlış olduğunu iddia ettikleri uygulamalardan doğrudan veya dolaylı sorumlu olan siyasi kadrolara onlarca yıldır oy verip duranlar, bir sözcüsünün ağzından 'Dersim' sözcüğü saygısızca çıktı diye CHP'ye küsecek değiller ya!
Dersim'de yaşananların CHP'nin iktidar olduğu bir dönemde meydana gelmiş olması şimdilerde küsmesi beklenen kesimin uzun yıllar boyunca CHP'ye oy vermesine engel olmadı da, Dersim'de yaşatılanlara hak veren talihsiz sözler neden engel olsun?
Sivas'ta meydana gelen ve 37 canın hayatını kaybettiği olayları önleyemeyen, eylemi saatlerce seyretmekle yetinen, başgösteren yangını söndürmeye koşmayan yerel yönetici (vali) ile vaktiyle kendisine danışmanlık etmiş valiye “Derhal askerleri yardıma çağır” demesi beklenecek Başbakan Yardımcısı 'sosyal demokrat' bilinen kişilerdi; bunları görmezden gelenler herhalde Dersim söylemine takılıp kalmazlar...
Dersim'de yaşananı dert etmeyen Dersim'in saygısızca anılmasını da dert etmez. Diyanet'in varlığına karşı çıkanlar, Diyanet'i sistem içerisine yerleştiren ve ona itirazı suç sayanı görmezden gelmiyor mu? Çocuklarının kendi inanç esaslarını öğrenemediğinden yakınanlar, din dersini anayasal zorunluluk haline getirenleri hatırlıyor mu, eleştirilerini onlara yöneltiyor mu?
CHP'nin lider kadrosu doğru yapıyor. Nasıl olsa o kesimin oyları yine kendilerine gelecektir. Deniz Baykal, Meclis'te 'Dersim'i hatırlatan yardımcısı Onur Öymen'i yanından hiç eksik etmemeli...”
Şimdi bu uzun alıntı makaleyi incelediğimizde ne görürüz. Yazar da Alevilerin CHP’ye desteklerini çekmeyeceklerini öngörüyor. Ama dikkat edilsin, biz da aynı sonucu çıkarırken, bunun nedenlerini açıklıyoruz ve onların Sünniler karşısındaki azınlık olma ve resmen de politik olarak ezilen ve alttaki konumlarıyla bunu açıklıyoruz.
Ama yazarımız bunu onların Öznem bir inancı olarak görüyor, vurguladığımız “inanıyorlar” kavramıyla. Yani öyle değil, onlar öyle inanıyor.
İkinci adımda Alevilerin içindeki çoğunluğu oluşturanların demokratik din derslerinin kaldırılması, diyanetin lağvı gibi talepleri değil de, AKP’nin Alevi açılımı çerçevesindeki gerici talepleri Alevilerin talepleri olarak sıralıyor.
Buna bağlı olarak üçüncü adım geliyor. Şikayet ettiklerinizi yapanlar Genel kurmay veya CHP’dir, AKP suçlu değildir. Hala da AKP’ye destek vermiyorsanız size müstahaktır demeye getiriyor.
Ama iste tam da bizzat bu tavır, yani Alevilerin ezildiğini inkar eden, dolayısıyla onların bu davranışlarını anlamaya çalışmayan ve onları kazanmaya çalışmayan bu tavrın kendisi Alevileri CHP’ye mahkum etmektedir.
Yazarımız, ya da AKP, ya da İslamcı Burjuvazi bir parça demokrat olsa ve Genelkurmayı gerçekten tecrit ve köklü bir demokrasi arzulasa, çıkarları bu yönde olsa o zaman mantığını şöyle kurardı.
AKP, Alevilerin baskı altında olduklarını görmek istemeyerek; demokrasiyi çoğunluğun azınlığa tabi olması olarak anlayarak ve Gerici Bürokrasinin yaptıklarını istemem yan cebime koy anlayışıyla Alevileri korkutmakta ve CHP’ye mahkum etmektedir.
Birincisi, Alevilerin baskı altında olduğu bir öznel yanlış algı veya hayal değildir. Türkiye’de ulus, Türklük gibi Sünni İslamlıkla da tanımlanmıştır ve bu anti demokratik özellik giderilmelidir.
İkincisi, Hıristiyanların katli ve sürgünüyle Sünni Müslümanlar çoğunluk haline gelmiştir. Sünni Müslümanlar da demokrasiyi azınlığın çoğunluğa tabi olması ile sınırlayarak bu matematiksel çoğunluk olma durumunu bir siyasi baskının aracına dönüştürmektedirler. Bu genel ve basit anlamıyla demokrasi en gerici milliyetçilik ile bağdaşır. Gerçek demokrasi, çoğunluğun azınlığın haklarını kaldıramadığı ilkelerle sınırlandığı noktada ortaya çıkar.
Örneğin Kürt Açılımını İslami argümanlara dayandırmak, bu çoğunluğun anlayışını politik bir tanım haline getirmektir. Bu en sıradan olay bile Alevilerin azınlık olarak korkularının hiç de mesnetsiz olmadığı anlamına gelir.
Ve nihayet, Diyaneti, din derslerini vs. Bürokratik kastın koymuş olması AKP’yi bunları ortadan kaldırmayı görev olarak önüne koymamasının gerekçesi olamaz ve olmamalıdır. AKP bunu görev olarak önüne koymadıkça da Alevilerin ve şehir orta sınıflarının korkularını gideremez ve onları CHP gettosuna ve bürokrasinin yedeği olmaya mahkum eder.
Yani bir parça demokrat olsaydı bu politik İslam’ın “Kanat önderi”, la da İslamcıo burjuvazi, ya da AKP, sorunu böyle koyar ve Alevilerin CHP’ye mahkumiyetleri karşısında böyle timsah gözyaşları dökmez, onları demokrasi cephesinden uzak tutan AKP politikalarına eleştiri yöneltirdi.
Ve işte tam da bu yokluktur Alevileri (ve şehir orta sınıflarını) CHP’ye ve mahkum eden. Uzun makalenin de gösterdiği gibi, Aleviler hiçbir şekilde demokrasi aracılığıyla kazanılması gereken bir güç olarak görülmemekte, onların durumlarını değiştirmeleri gibi bir problematik bulunmamaktadır.
Politik İslam, liberaller ve liberal solcular AKP’nin demokratik olmayan karakterine vurgu yapacak yerde Alevileri CHP’den kopmaya çağırmakla yetindikleri takdirde varacakları yer Alevileri Suçlu görmek ve Fehmi korunun şimdi bulunduğu yerde onunla buluşmak olacaktır: Hala CHP’yi desteklediğinize göre suçlu sizsiniz ve şikayet etmeyiniz.
Böylece suçlu Alevileri oraya süren ve demokratik olmayan AKP’nin politikaları değil; Aleviler ilan edilecektir.
*
Görüldüğü gibi, Alevileri, haydi artık niye hala CHP’desiniz diye eleştiren kampanyalar, bütün iyi niyetlerine rağmen demokrasi güçlerini dağıtacak ve bizzat AKP’nin geri adım atmasının yolunu açacaktır.
Kime niyet kime kısmet?
19 Kasım 2009 Perşembe
Demir Küçükaydın